Hakikaten paylaştıkça güzel çoğu şey

Hani beden-ruh-zihin dengesinden bahsedip duruyoruz ya, biri hafif tırtladı mı diğerleri de noluyoruz yahu moduna giriyor, bir afallamalar falan; işte öyle  bir zamanı anlatıyor bu yazı. Biraz bu yaşam tarzı yazılarına benziyor sanırım ama bu beni güldürdü yazarken, öyle kalsın dedim :)

Bir zamanlar herşeyi zihninde çözmeye çalışan, sorulara boğulan, onların cevabını ararken daha da karışan birisi varmış. Bazen o kadar çok çalışıyormuş ki yüzündeki buruşukluktan anlaşılıyormuş bu halet-i ruhiye. Bu sıralar da kafasındaki soru nasıl insanlarla sohbet açmakmış, buymuş derdi. Dünya sosyali sen konuşacak konu bulama. Bazı meslekler vardır ki bu mesleği icra edenlerin meziyeti budur mesela (müşteriyle birebir kontak kuran meslekler; özellikle satış). Neyse ki şanslı, etrafında böyle kişi çok, sürekli gözlemliyor ama yok yani konular o akdar absürd geliyor ki bizimkinin bir türlü aklına yatmıyor.

Sonra hoop birşeyi değiştiriyor bakınız neler neler oluyor…

–          Bir gün kaldığı oteldeki çocuk elindeki torbayı taşımayı teklif edince, ay yok mok demeden e peki deyip torbayı ona veriyor. Sonra çocuk bu gelip geçerken halini hatırnı sorunca oturup onunla muhabbet etmeye başlıyor. Söyledikleriyse aslında bir süredir aklına işletmeyle ilgili sorular, öyle utanma sıkılma yok, soruyor. Bir de onun sorularına da olduğu gibi cevap veriyor. Çok keyifli ve belki sadece bu ikilinin yaşadığı zamanlar yaşanıyor.

–          Her gün gittiği sanat atölyesinin güvenliği sürekli ona selam verirken he mee demeden, gülümsüyor, ona halini hatrını soruyor hatta varsa o gün aklından geçen birşey pıt diye söylüyor. Ve şimdi bu güvenlik görevlisi onun için biletleri ayırıyor, daha kapıdan girdiğinde onu tanıyıp herkesten önce ona biletini uzatıyor.

–          Anadolu’un bir köyünde azmedip bulduğu testi atölyesine giderken aklından geçen; bir çay olsa da ikram etseler bu soğukta içsek ısınsak. Gittiklerinde de tam olarak bu oluyor. Testi ustası bu teklifi yaptığında içinden gelmeyen kibarlığı yapmak yerine içinden gelen niyeti söylüyor ve oturuyor. Aslında çok basit deyip daha önce hiç sormadığı soruları başlıyor sormaya. Bu iş nasıl işliyor, bu yörenin geçim kaynağı ne, arkadaki odalarda ne var derken zaten laf lafı açıyor, ohh akıllardaki diğer sorulara da cevaplar bulunuyor. Isınmış olmak da cabası.

–          Her gün gittiği müzeye o gün utanmadı önceki biletiyle girip giremeyeceğini sordu. Nolcaktı, o istesin adam olmaz derse olmazdı. Ama öyle olmadıııı, hem o gün biletini kullandı, hem de ertesi gün gittiğinde sevgili görevli tam da onu aklından geçirdiğini, acaba o görmeden mi geçtiğini düşündüğünü söyledi. Ne güzel, sevdiği yerlerde sevdiği insanlar da olmaya başlamıştı.

–          Kendini en rahat hissettiği hocalarından biri İsrail’deydi, onunla çalışsaydı da dünyanın öbür ucunda olsaydı. Derken sezon başladı, bir de baktı hocası dönmüş. Bu sefer içinde tutup derslere kendi heyecanıyla devam etmek yerine hocasına geldiği için ne akdar sevindiğini, bu sezon da burda olmasa artık onun yanına kendinin gideceğini heyecanlı heyecanlı söyledi, hissettiği gibi, öyle geldiği gibi. Oh nasıl da özgürlşemeye başlamıştı.

–          Yine bir diğer her dersinde çok çok şeyler öğrendiği başka bir hocasıyla ise hem hayata dair keşiflerini hem de ona olan hayranlığını açık açık paylaşmaya başladı. Aklında bu yolda çok soru vardı, yine aynı şekilde sordu, nolcaktı cevap gelmezse gelmesin, içinde kalmamış olacaktı zaten şimdi de cevapları arıyordu. Ama hikaye öyle olmadı, hocası tüm yoğunluğuna rağmen onun için zaman ayırıp ona ışık tutmaya devam etti.

–          Uzun süredir inanmadığı bazı fikirlerin yıkılıp yeniden çok çok keyifli bir hale geldiği deneyiminin ardından bunu kendinde saklayıp balon gibi şişmek yerine durdu aklına gelen tüm arkadaşlarını aradı. Önceden olsa aman kimsenin buna ayırcak vakti yoktur derdi, bu sefer demedi, aradı. Gelemeyenle telefonla konuştu, anlattı çünkü karşısındaki de aynı heyecanla onu dinliyordu aslında. Gelebilenle de oturdu anlattı, mutluluk gözyaşları ikisinin de gözlerinden aktı. Çünkü o da aynı heyecanı paylaşabiliyordu aslında. Ve şimdi her gün görüştüğü arkadaşları bu arkadaşları.

Velhasılı, aslında sen söylemedikçe karşındaki de bilmiyor. Sen söyleyince aslında o da bunu hissediyor ve sana katılıyor. Hani genelde şey denir, sinirlenince falan, içinde tutma söyle o üzülsün, ya da bu ara biz fazla kök çakra açınca diyoruz öfkemi tutamıyorum içimde. Aslında onun bir de bu tarafı var: Mutluysan, heyecanlıysan, seviyorsan ya da sadece aklına bir şey geldiyse de içinde tutma, söyle, o da yaşasın, o da sevsin çünkü onun da  ihtiyacı var, o da sevgiden besleniyor. Yani aklına ne geldiyse onunla başla konuşmaya çünkü içinden gelen, samimi olan o ve bunu herkes anlıyor.

Başa dönersek zihninin işin içinden çıkamadığı noktada ruhunu (hislerini) ve bedenini (gülümsemeni) sok devreye, bak nasıl da rahatladın, dengeni buldun ;)

Advertisements

One thought on “Hakikaten paylaştıkça güzel çoğu şey

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s