Uçurtma, bağından kopunca uçar, yazar, çizer…

20150501_100312

“Having a crush” diye bir söylem var ya, “çarpılmak” mı deriz Türkçe’de, öyle bir şey. Seninle ilk dansımda tam da bu oldu, bütün benliğimle çarpıldım, ne olduğumu şaşırdım. Trafik kazası geçirenler varsa (ki inşallah sayısı azdır J) hissettiğim aynen böyleydi, büyük bir gürültü, başka bir ses duyamadığım; her şeyin dönüş yönü ve hızı değişik ve karman çorman, net bir şey göremediğim; artık dünyada değilmişim gibi, hiçbir şeye dokunamadığım… Aşık olmuşum :)

Dedin ya dansın sonunda “güvende hissetmen için biraz yavaşlatma ihtiyacı duydum” diye. Anlamlıydı şefkatin, benim açıklamam gerekmeden beni anlayıp bir de buna cevap vermen, yavaşlamak, seninle…

Anlamlıydı sana dokunmak, sana “canım” demek. Canımdın çünkü, bendin sen, ayrı değil. Neysen o halinle, başka bir şey olman gerekmeden…

Aynı anda hem güçlü hem şefkatli olmak diye sorardım kendime ve çok etkilenirdim bu hallerden. Hah nasıl da karşıma çıkmıştın hem güçlü hem şefkatli halinle (halimin sendeki yansımasıyla). Şefkatinin farkındasın ama ne yazıktır henüz gücünü görememiş olman, onu nasıl kullanacağın bir kenara daha farkında bile olmaman!

Hep dilinde bir “farkındalık” bir “özgürlük” var ya, içinde olsaydı bu kadar dilinde olmazdı. Dileğim senin için, inşallah bir gün kendini fark etmen, her yönünün sen olduğunu kabul etmen ve böylece kendinden özgürleşmen!

Bana ilk “Günaydın canım!” diye yazdığında, başka bir gün de mesajını görmediğimde üstüne sms atıp üstüne aradığında ne kadar panikledim hiç bilmedin, değil mi? Hep böyle mi olacaktı? Her gün birbirimize yazmak zorunda mı kalacaktık? Zamanımı hep sana göre mi ayarlamak zorunda kalacaktım? Günlerim haftalarım o kadar yoğun ki haftanın sadece 2 akşamı evde kendimle kalabildiğim bir zaman halinde bu 2 akşamı sana ayırmaya niyet ettim, başka zamanım yoktu ki! (Boğazımda bir şeyler düğümleniyor, hiç söyleyemediğim bunlar, hiç anlatamadığım kendim, anlatmak zorunda kaldığım bir durumda olmanın rahatsızlığıyla beraber) Ne yanlış bir niyetmiş, beni kendimden uzaklaştıran!

Senin yanında kendimi ilk defa rahat ve kendim olarak hissettiğim gün en son görüşmemizdi. Senin bitirdiğin, benimse henüz başladığım. Zamana ihtiyacım olduğunu ve bunun belki iki ay sürebileceğini söylemiştim, üç ay sürdü. Hastalıklarla, koşturmalarla, nefes almadan geçen üç ayın sonunda artık ne istediğimi bilerek gelmiştim sana, özgürce ve umutla. Duymadın! Gitmedi sesim sana, ulaşamadı kalbine…Ok…

Ne güzeldi seninle dans etmek, sokakta şarkı söylemek, uyanınca seni görmek, senden istemeden beni hissetmen ve yanımda olman, o kadar zor ki benim birinden bir şey istemem, bunu kolaylaştırman… Ne güzeldi seninle kadın olmak…

Benim kalbim hep güçlü atar, onu hissettiğimde hayatı da hissederim çünkü severim yaşamayı, keyif alırım her anımdan, halimden. Neden senin kalbin hiç böyle atmadı sevgilim?

O kadar kötüydü ki her şeyin kötü tarafından baktığını, maskelerini, sınırlarını ve kutularını görmek, cesaretsiz, korku dolu ve dağınık bir zihnin olduğunu izlemek, kendine yüklendiğin bu yüklerin altından kalkamadığını görmek ve desteğimi bile itmen ne acıydı!

Ben de kendi işini kendi gören biri oldum hep ama ne zaman izin verdim etrafımdakilerin yanımda olmasına, yaptığım her şey daha keyifli olmaya başladı paylaştıkça. Beraber bütün olmak! Hayat artık bir yükten öte keyif alınan bir yolculuğa dönüştü. Bunu görebilmeni o kadar çok istedim ki. Yine ne yanlış bir istek oldu beni kendimden uzaklaştıran!

Seni seviyorum ama bağlı değilim! Sevgi zaten bir bağ değil mi? Ama varsa sevgi var mı? Bağ ile bağımlılık arasındaki farkı biliyor musun? Hangisinin sağlıklı olduğunu? Evet sağlıklı bağ diye bir şey var ve şifa da buradan geliyor aslında. İnşallah bir gün bulman dileğiyle…Kabul etmen dileğiyle… Ben bağlarımı seviyorum, bağımlı değilim, olmuyorum da çok şükür. Her şey ömrü ne kadarsa o kadar yaşanacak zaten, olmayanlarla kaygılanmak yerine olanlarla keyif alsak!

Sen, sen olarak bana yetiyordun ve hiçbir beklentim yoktu, neden beklentilerim olduğunu ve bunlara cevap veremediğini düşündün? Neden benimle paylaşmak yerine gerginliğini, surat asmayı ve uzaklaşmayı çözüm olarak gördün? Kafandaki kadını tanımıyorum, hiç anlayamadım ondan söylediklerini. Neden hep onunla konuştun, ben varken yanında? Neden konuşacak cesareti bulamadın hep yazdın, hep bıraktın? Benim gücüm sana neden zor geldi? Bana zarar vermek beni kırmak istemiyormuşsun ya ben izin vermeden nasıl yapabilirsin ki bunları? Benim senden gördüğüm gücü sen neden göremedin? Ne zor senin hayatın, umarım kolay ve keyifli bir hale gelir.

Zihnimin kalbimin sesini bastırdığı zamanlarda görüyordum seninle olamayacağımı. Babam da böyle bir adam, illa kendisi yapacak bir şeyi, yükü, altında kaybolsa da; dinlemez karşısındaki onun iyiliği için bir şey söylüyorsa da; takılmış bir şeye yenisini alamaz. Çok iyidir içinde, kalbinde ama hayat işte kim bilir neler yaşamış ve kendini ancak böyle koruyabilmiş. Onu o haliyle bırakıyorum, o babam ben de çocuğuyum. Seni hiç istemedim bu hallerini gördükçe, sevdiğim hallerinden daha çok sevimsiz hallerin.

Sadece sen istediğinde aradığın, sorduğun (aramam desen de belki benden çok sen aradın); sadece sen istediğinde geldiğin/geldiğim; sadece sen istediğinde öpüştüğün, seviştiğin “ilişkiler” kutusundaki “oyuncak bebeğin”le oynarmışsın gibi bir ilişki, zaten bir “ilişki” değil ki! İlişki karşılıklı bir eylem içerir, güzel daha güzel olur, acı daha az acıtır paylaşınca.

Zamanım yoktu sana, kendime kalan azıcık zamandan yer bulunca arıyordum seni görüşelim diye, yoksa her gün seninle olmak değildi isteğim. Ben de en az senin kadar yoruluyordum sürekli beraber olmaktan. Farkında olamadın sen ne kadar farklı insandan besleniyorsan ben onun en az beş katı insandan besleniyorum. Buna rağmen seninle olmaktan da keyif alıyor ve zaman yaratabiliyordum. Benim için herkesin farklı kutusu yok çünkü. Hepinizle aynı şeyleri konuşup paylaşabiliyorum. Kendi olduğum gibi, kendi içimden geldiği gibi. Maskelerinden, çizgilerinden, kutularından kurtulduğunda özgür olacaksın sevgilim, seni ben özgür bırakamam, ancak sen kendini özgür kılabilirsin. Benim özgürlüğüm ise tamamen benimle ilgili. Sandığın gibi erkek olanın karar verip yönettiği bir özgürlük değil benimkisi, senin de sahip olmadığın şekilde.

Evet pasif agresif bir yazı bu. Hiç kendisi ifade etme fırsatı bulamamış, kendini karşısındakinin kendini bulması için feda etme halinde bulup kendinden, özünden uzaklaşmış. İlk günden beri bedenini dinlemeden bırakması gerekeni bırakmamış ve kendini sınırlara hapsetmiş bir kadının yazısı. Kızgın değil, kırmızı ama sevgili de değil mor. Sadece bir son, bir tamamlama aylardır içimde akan bir girdapta, şimdi mavi…

Çenem gevşedi artık, dişlerim bile nefes alıyor…Şifa…

Sevgili babacığım seni çok seviyorum, sevdiceğim seni de çok sevmiştim ama benim varlığım size ait değil ve olamaz ve ben ancak kendim olarak var olabildiğim birileriyle hayat deneyimimi paylaşabilirim. Varlığınıza şükranla…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s