Her gün daha güzelsin / Everyday, you are more beautiful

(eng below)

Her gün sevdiğin insanların sayısı artıyorsa ne güzel.

Her gün kendinden yeni bir şeyi daha seviyorsun.

Her gün sevmediğin insanları da fark ediyorsan ne güzel.

Her gün kendine yeni bir alan daha açıyorsun.

————————————————-

Each of everyday, if you add more people to your life with love, that’s so beautiful.

Each of everyday,  you love one more thing with yourself.

Each of everyday, if you admit yourself that you do not love any person.

Each of everyday, you make an opening for yourself.

alan açan, kendi olan, abartan

Hepimizde bir “alana ihtiyacım var” hali var, dilimizde daha çok. Hadi jargon böyle oluşmuş ama nedir ki bu alan ve kim açar kim kapatır ya da kim abartır bulduğu açıklığın dibine vurur?

Ah Maslow, ruhu şad olsun, her ihtiyaç basamağında bunu anlatıyor.

1- Nefes alma alanı, yemek yeme alanı, bedenen var olma alanı: Tamamen fiziksel bir alan bahsi geçen

2 – Güvende hissettiğin alan, fiziksel güvenlik, iş güvenliği, sağlıklı olabilme alanın: Yine gayet fiziksel bir alandayız

3 – Ve şimdi işler değişmeye başlıyor. Fiziksel alandan duygusal alanlara girmeye başlıyoruz. Sevgi alanı, ilgi alanı vb

4 – Saygı görme alanı, özgüvenini kullanma alanı, başarma alanı

5 – Artık son nokta; var olma alanı, herşeyiyle; fiziksel olarak, duygusal olarak, zihinsel olarak, bütün olarak. Maslow’un da çok meditatif bir haytı olduğuna inanıyorum.

Velhasılı, işte bu meditatif alan herkese göre değişir tabi ki. Bu da kendimize açtığımız alanlarla ilgili. Bahsedeceğim konu ise fazla alan kişilerin alanında olup bitenler.

Etrafında çok çeşitli insanlar olan kişiler genelde çok konuda kabul sahibidir ki yanında bambaşka geçmişlerden gelen, bambaşka işleri olan, bambaşka karakterleri olan kişiler olabilir ve de kendi rahatlıklarıyla, özgüvenleriyle, iradeleriyle. Çünkü kendileri olmak için çaba sarf etmeleri gerekmiyordur. Kendilerini anlatmaları da gerekmez, zaten oldukları şekilde var olabildikleri bir yerdir burası, bu “alan”.

Ama ama ama kendin olurken diğerinin alanına ne kadar girdiğinin farkında olmadan genişlediyse orada artık kendisine olan kabul de azalmaya başlayabiliyor. Çünkü şimdi kabul edeni de yüceltmiyoruz o da olabildiği kadar geniş zaten, onun da mutlak bir sınırı var kendini ifade edeceği veya hala kendisinin bile girmeye cesaret edemediği. Eğer onun o halde kalmasına izin vermiyorsak zaten biz de henüz kendimize bakmaya cesaret edemediğimiz yerleri zorluyoruz demek ki.

Biraz havada mı kaldı? O zaman bir örnek; arkadaşlarımızla çok konuda konuşuruz. Ne kadar samimi olsak da konuşulan konular farklılık gösterebilir. Bir arkadaşım bana anlatmak istediği şeyleri anlatırken soru sormuyorsa demek ki benden bir yorum veya yardım istemiyordur. Ben kendimce bir yadıma kalkıştığımda ise onu, zaten baş etmeye çalıştığı bir yere zorla itmiş oluyorum. Ve ben sormadan o da benim bir işime müdahele etse, iyi niyetle bile olsa, bu sefer o da onun için açılmamış bir alana tecavüz ediyor. Yani sormak önemli ;) Sanki bir giriş izni gibi. Yapabileceğin şeyi ona belirtip sormak da buna dahil, ihtiyacın olan şeyi istemek de. Zaten bu çok kolay. İsteyen izni verir, alan açılır, beraber orda var olursunuz, istemeyen de bir süre kendi halinde orda kalmaya olan ihtiyacını yaşar.

İzin ver, kendisi olsun, nefes alsın, istediği yemeği yesin, istediği sanatı yapsın, yaratsın, başarsın. Sana ihtiyacı olduğunda yanında olduğunu bilsin sadece. Böyle kendi içinde dönen bir ihtiyaç hiyerarşisi.

Velhasılı kelam, kendinle ilgilenmeden başkasıyla ilgilenmek genelde kendine zarar veriyor insanın, hala bakılması gereken bir yerler olabilir, derinlerde, piramitin başka bir basamağında.