vazife

Sadece bacaklarımı hissedebiliyorum, beni taşıdıklarını. Öyle yakın ki göğsüm bacaklarıma, hissediyorum nasıl da ona kapandığını. Hareketini nefesimin göğsümde, bacaklarımda.

Öyle ağır. Ağzından çıktığı an hissettim üzerime çöken ağırlığını, ta gözlerime, gözyaşı bezlerime kadar. İtiraz etmedim, edemedim. Bakalım ne çıkacak.

Yasladım gövdemi bacaklarıma, güçlüdürler, taşırlar. Fark ettim ayaklarımın nasıl da güçlü yere bastığını. Aldım o güvenden cesareti, hafifçe başım ileri doğru hareket etmeye başladı, gözlerimin açısını değiştirmek üzere. Belki olduğum kapalı, basık kutucuğun dışında da bir şey var. Yavaş yavaş boynum hareketlendi, gözlerim izledi. Tam bir şey görecektim ki “tak!” itti bir el kafamı geriye dönmesi için. “tak!” diye düştü, bıraktı kendini, boynum da. Yine aynı yer.

Yine aynı yer. Karanlık. Ama bu sefer daha güçlü. Ellerimi hissediyorum, yere yayılıyorlar. Sanki doğru yerde değillermiş gibi her parmağımı, avucumdaki her noktayı görüyorum, gözüm dışında bir yerden, hareketini, yerini buluşunu. Evet, şimdi oldu. Kollarım da daha güçlü artık. Hem ayaklarım hem ellerimle yerden alıyorum gücümü ve yükselmek için üzerinde bu sefer daha emin kaldırmaya başlıyorum başımı.

Aydınlık. Beyaz duvardan geniş bir alana açılan boşluk. Bakışlarım götürüyor diğer tarafa bedenimi. O da ne? Renkler, silüetler, şekiller, bedenler, nefesler…Ne kadar güzelsiniz. Hoşgeldiniz, hoşbulduk.

Sizde kaybolurken baktım ki artık ayaktayım, aydınlık. Fark ettim ayaklarımın yerini arayışını, dengem bozuldu, sarsıldım, sallanırken…

ağlamak…yıllar sonra…

Ağlamak güzel…Yıllar sonra. Gözlerim öyle unutmuş ki o yaştaki tuzu acıyor yaşlar akarken. Öyle bir acı ki sanki içimden çıkıyor acılar, en son yapabileceği gözümde var olmak ve oradan akıp gitmek.

Öyle bir acı ki ta ayak parmaklarımdan, bacaklarımın arkasından uzayıp geliyor, orada takılmış bir süredir, sıkışmış. Sanki birisi iki tarafından öyle çekmiş ki eskilerin ıslak çarşafı, nevresimi germesi vardır ya asmadan önce, öyle çekiştirince dökülmeye başlamış açılan boşluklardan.

Öyle bir acı ki, tuzlu tuzlu, çocukluğumdan. Ellerimi titretiyor, oralardan geliyor. Sanki bacaklarımdaki kaslar ellerime kollarıma kadar uzanıyor, uzanmak istediğim birş şey varmış ama o kaslar öyle kasılmış ki izin vermiyor ellerimi uzatmama. Onlar da öyle katılaşmış zamanla.

Şimdi öyle bir acıyla akıyor ki yaşlar gözlerimden bir taraftan bacaklarım, adım attıkça da ellerim titriyor, daha çok yaş akıyor. Artık acıtmıyor, sanki artık gözlerim parlıyor, onun için akıp gidiyor gözlerimden. Sanki ışıl ışıl artık hem gözlerim hem dünyam…

Çok korkuyorum, yaşlar akıp gitmeyince çok korkuyorum, sıkışıyor içimde, kalbimde, hissediyorum, sanki içindeki kan çekiliyor, katılaşıyor, bütün umutları, hayalleri de o kanla çekiliyor…