loving you, yourself / sevmek kendini, aslını

Lord did create you with love, he gave this value you to create. So, why cannot you love that one whom he valued and loved that much?

 

Yüce yaratıcı, Allah seni yaratmak için üşenmemiş, sana öyle değer vermiş ki seni yaratmış. Peki, O’nun bu kadar değer verdiğini, sevdiğini senin sevmemen neden?

 

il_570xN.327953492

heyecanlı keşifler / exciting discoveries

3sm

nasıl bir hareket olursa olsun yaptığımız;

fiziksel – dans, koşu, yoga vb;
duygusal – üzüntü, sevinç, şaşkınlık vb;
zihinsel – hayal etmek, analiz etmek, düşünmek…

hepsinde yere köklenirken gökyüzüne uzuyoruz. yer çekimi aslında bizi çeken değil bizi taşıyan bir kuvvet ve inanılmaz bir şekilde gerçekten yere basınca gökyüzüne de eforsuz ve daha geniş uzayabiliyoruz.

heyecanlanıyorum…

—————————————–

In which way we move;

– physical: dancing, running, yoga etc

– emotional: sadness, happiness, surprising etc

– mental: dreaming, analyzing, thinking etc

we root to the ground and reach to the sky. gravity is not the force taking us down, though surprisingly it is the force that makes us taller without any effort and pain.

getting excited…

Benim hayallerim, hayatın hayalleri / Dreams of me or life

Tabi ki hayal kuralım, kendimi hayallerimin olmadığı bir dünyada düşünemiyorum. Ancak, hayata da açık olalım derim. Belki hayallerimizden daha güzel şeyler getiriyordur bize ;)

Ne getiriyorsa onu hak ediyoruz merak etmeyin, o kadar değerliyiz bu cömert hayatta…

Hayal et ama koşma onun peşinden, hayatın sana onu getirmesine izin ver.

————————–

Dream! Of course. I cannot imagien myself without my dreams. However, let’s be open to life because maybe it brings us better than we think ;)

Believe it or not we deserve that what it brings, we are worth to live it in that generous life.

Dream but don’t get tired to catch it, let the life make it happen for you.

dreams

Tanrı’yı oynama / Don’t play the God!

Çok yoğun, kafamın ve duygularımın çok karışık ve de doğal olarak yorgun olduğum bir dönemde birisi bana “Tanrı’yı oynama” demişti., “Tanrı’yı oynama”

Hani bazen hiç beklemediğiniz bir anda bir DAANN! yaşarsınız ya. İşte o anlardan biri benim için. Tanrı olmadığım halde tanrı gibi olmaya çalışmam, herşeye yetişmek için kendimden uzaklaşmam, bedenim, zihnim ve ruhum hepsi aynı anda yorulmuşken hala kulak asmayışım. İnsanlık dışı tabiri tam olarak bunun için geçerli. Sen insansın yahu. İnsan olmanın acizliği, mükemmel olmayışı, daha doğrusu buna hakkı olması ne kadar güzel bir şey aslında. Ne yaparsan yap, içinden nasıl geliyorsa. Emin ol başkaları da sen bunu yaptığında daha huzurlu. Belki o işe yetişememen onun için de daha iyi.

Tanrı’yı dinle tabi ki bu arada. Nerde dersen aslında sende o da. Onu dinle. En güzel araç bedenini yaratmış, sen illa gözünle gör, elinle tut, kulağınla duy diye. Bedenin sana ne derse bil ki senin için o an en doğrusu, iyisi, faydalısı ne dersen de onu sana söylüyor. Lütfen, sadece bu sefer etrafını bırak ve kendine yaklaş. İzin ver seninle konuşmasına, izin ver seni özgür kılmasına.

Nasıl bir özgürlük tanrı olmamak!

———————————————

Once, when I was so overwhelmed, somebody told me that “Don’t play the God!”.  “Don’t play the God!”

You know sometimes, there are “WOUWW!” moments for you. It was one of those times for me. Although I was not the God (was J), trying to behave like him, trying to catch everything but myself, my body, my mind and my soul, all were lost and tired at the same time but I didn’t hear. This is definetely not humanity. You are a human being.  Weakness of a human being, imperfection, in fact having the right to be imperfect is the best. Do whatever you want, whatever comes. Be sure that people around you will be more peaceful when you are like your own self. Maybe it’s better that you cannot catch that this time.

By the way, listen the God. If you cannot be sure where he is, he is in/with you. Listen to him. He created your body as the best tool for you to hear him, see him, hold him. Whatever your body tells you is the best/most beneficial/most useful, you pick the word, for you. Pleasei just this time, leave what is around you and come closer to yourself. Let the God speak with you, let him to make you free!

Not being the God is freedom!

samimiyete dair / sincerity

Senin için değil kendim için dans etmeyi tercih ediyorum. Sen de biliyorsun ki ikimiz de o dansı daha çok seviyoruz.

………………………………………………..

I like to dance for myself not for you and you know that both of us love this dance more.

Ver olanın zenginleştiriciliği / Enrichment of the existing one

Yeni bir felsefe veya inanç yaratmak değil niyetim. Var olanı o kadar seviyorum ve ona aidim ki bu bana yetiyor. O kadar cömert ki her nefesimde bana yeni bir nimet veriyor ve ben sadece orada onunla olmayı kabul ediyorum.

Yeni bir felsefe veya inanç yaratmak değil niyetim ama bunu anlatabilirim ve dinleyebilirim anlatanı, izleyebilirim yaşayanı ve daha çok keşfedebilirim. Her keşifte daha da zenginleşebilirim.

 

I don’t have any intention to create a new philosophy or any belief. O admire the existing one and it is more than enough to belong to it. It is so generous and bless my each and every breath. I just accept to be there with it in it.

I don’t have any intention to create a new philosophy or any belief. Even though, I can tell about it and listen about it, see around it and discover more about it. So, I can get enriched in every discovery.

 

sen iste herşey çok güzel oluurrr…cömertlik üzerine

Hayatta tıkandığınızı hissettiğiniz anda ondan cömert olmasını isteyin…

Son zamanlarda özellikle son bir haftadır sanki karnımda hatta tüm alt gövdemde kocaman bir taş var, bir mm çekemiyorum veya itemiyorum. Hani çizgi filmlerde olur ya, kedi televisyonu yutar ve aynen görürüz dışarıdan ayyynen öyle işte görüntü. Ne tesadüftür ki bedenimde bu tıkanıklık yaşanırken hayatımda da gitmeyen şeyler var, tıkanmış. Zihnim o kadar dolu ki binbir türlü düşünceyle meditasyonda bile bir düşünce yağmurunda ıslanıyorum. Bir panik hali ki bende pek sık yaşanmaz. Hiçbir çıkış yok sanki, nereye gideceğimi bilemiyorum ve hatta yolların hiçbirinde de gitmek istemiyorum. Bayağı yol ayrımında kalakaldım şaşkın şaşkın. Şekil aşağıda.

ms7Ha bir de dolunay geliyor, ah ömrümü yedin dolunay :)

Girizgahtan sonra gelişme evresinde ise işte hayat/evren/inanış/yoga ne diyorsak (e.hepsi) onun cömertliğini düşündüm hep. Bugüne kadar beni hiç yüzüstü bırakmadı çünkü. Aklıma ne geldiyse, benim için iyi de olsa kötü olsa (görünüşte) hep başıma getirdi sağolsun ;) Ben bunu evrenin cömertliği olarak yorumluyorum, sonsuz cömertliği. E hal böyle olunca insan heyecandan çıldırıyor tabi, vuhuuu daha ne güzel şeyler gelecek o başımızaaa… Bundandır ki yoga eğitmenliği yolumdaki ilk ve de çok değerli hocam bize yoganın temeli YAMA ve NİYAMAların hangisinin bize en çok dokunduğunu sorduğunda kararım çok parlak bir şekilde ortadaydı.  CÖMERTLİK.

Kabul etmenin mücize dediğimiz ve mucizeleri somutlaştırıp gözüme soktuğunu gördükten sonra (bknz baş ağırısını nasıl yendim :)) tabi ki başıma gelenleri kabul ediyorum. Biliyorum ki hayat benim için aslında hazır ve bereketiyle bekliyor benim ona gelmemi. Hergün o kocaman göbeğime ve uterusuma bana ne getirdiklerini ya da aslında neyi bırakmak istiyorlarsa onu kabul ettiğimi söylemeye başladım. Dedik ya ne tesadüfse! bedenim ve hayat/evren/inanış/yoga ne derseniz hepsi aynı şey için direniyor, akamıyor.

Zihnim delicesine doluyken bir karar vermenin bana bir faydası olmayacağını ve hatta karar bile veremediğimi daha önceki bölümlerde öğrenmiştim neyse ki ve bedenime odaklandım. Oradaki tıkanıklık geçince biliyorum ki zihnim de ona ayak uyduracak zaten ruhum ondan sonra dayanamayıp içindeki coşkuyla şenliğe katılacak. Üretilemeyen ne varsa bir anda çarklar dönmeye başlayacak, bırakılamayan ne varsa da hayatımdan çıkıp gidecek ve yenilere yer açılacak.

Nihayet dolunayın hemen bir sonraki günü öncelikle uterusla başladık çözülmeye. Artık evden çıkıp insanlarla görüşmeye başladım. Özel bir çaba göstermesem de hesi bir şekilde beni yoga yoluna itiyor, yollardan biri olan buradaki sorularıma (bilmeden) cevaplar veriyor. Öğrencilerim ben sormadan bana geliyor ve ders istiyor. Bir taraftan yıllardır içimde kalan bir hayalim daha da yüzeye çıkmaya başlıyor. Hiçbir hayalimi detaylı bilmeyen bir arkadaşım bana farketmeden öyle bir akıl veriyor ki (Deve-Aslan pratiği yaparken bana verdiği komutlarla bana olan bakış açısını anlıyorum ve ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gidiyor) benim kendime itiraf edemediğim şeyleri söyleyiveriyor, benim de pek içime siniyor. Deve-Aslan pratiği başka bir yazıya artık.

O da nesi karnımdaki taş da sanki bir anda erimeye başlıyor. Hayaller sıralanıyor, aşamalar kendiliğinden beliriyor ve aşılıyor.  Hani Harry Poter’ın okulunda merdivenler bir anda yer değiştirir ve yol kendiliğinden oluşur ya, aynen o manzara ve ses efektiyle :) Bu öyle bir yol ki senin bütün hayallerin gerçek olabilir diyor. Dönüş beklediğim e-postalar bir anda gelmeye başlıyor, birkaç adım daha ilerleniyor ve yürümeden hiç, yürüyen bir bandın üstünde hiç yorulmadan diğer aşamalara doğru ilerleniyor. Ben normal karnıma tekrar kavuşuyor, bu güzel havalarda kendimi sokaklara vurup, şehrin güzelliklerinin tadını çıkarıyorum. Sürekli koşmak, dans etmek istiyorum. Bu yazıyı da Satellite şarkısıyla yazıyorum, dinlerken hiç durası gelmiyor insanın, değil mi?

Velhasıl kelam, bırakmam gerekenleri bırakıp, gelenleri kabul ettiğim zaman aslında hayat bana zaten istediklerimi getiriyor. O öyle büyük, öyle cömert ki aklıma gelenden daha fazlasını yaşatıyor bana ve beni hep mücizeleriyle kendine hayran bırakmaya devam ediyor. Tüm bunları yaparken de bizden hiç bir beklentisi yok, öylece veriyor.

Son olarak da herkes için bu mucizelerin farkındalığıyle yaşamalarını istiyorum, bunun için dua ediyorum.

ms2