E) Hepsi / E) All – photo project

Aynı yere, farklı zamanda, farklı açıyla, farklı ışıkla bakmak mı onu farklı kılan? Aynı yer de aslında aynı yerde mi yoksa oradaki hareket mi değişen? Ya da E) Hepsi.

Mi?

—————————————

Looking at the same place, with different times, from different point of views, at different light; which makes it different? Is the same place same in fact or does the movement there differ? Or E) All

Is it?

 

Advertisements

Her gün daha güzelsin / Everyday, you are more beautiful

(eng below)

Her gün sevdiğin insanların sayısı artıyorsa ne güzel.

Her gün kendinden yeni bir şeyi daha seviyorsun.

Her gün sevmediğin insanları da fark ediyorsan ne güzel.

Her gün kendine yeni bir alan daha açıyorsun.

————————————————-

Each of everyday, if you add more people to your life with love, that’s so beautiful.

Each of everyday,  you love one more thing with yourself.

Each of everyday, if you admit yourself that you do not love any person.

Each of everyday, you make an opening for yourself.

loving you, yourself / sevmek kendini, aslını

Lord did create you with love, he gave this value you to create. So, why cannot you love that one whom he valued and loved that much?

 

Yüce yaratıcı, Allah seni yaratmak için üşenmemiş, sana öyle değer vermiş ki seni yaratmış. Peki, O’nun bu kadar değer verdiğini, sevdiğini senin sevmemen neden?

 

il_570xN.327953492

heyecanlı keşifler / exciting discoveries

3sm

nasıl bir hareket olursa olsun yaptığımız;

fiziksel – dans, koşu, yoga vb;
duygusal – üzüntü, sevinç, şaşkınlık vb;
zihinsel – hayal etmek, analiz etmek, düşünmek…

hepsinde yere köklenirken gökyüzüne uzuyoruz. yer çekimi aslında bizi çeken değil bizi taşıyan bir kuvvet ve inanılmaz bir şekilde gerçekten yere basınca gökyüzüne de eforsuz ve daha geniş uzayabiliyoruz.

heyecanlanıyorum…

—————————————–

In which way we move;

– physical: dancing, running, yoga etc

– emotional: sadness, happiness, surprising etc

– mental: dreaming, analyzing, thinking etc

we root to the ground and reach to the sky. gravity is not the force taking us down, though surprisingly it is the force that makes us taller without any effort and pain.

getting excited…

Benim hayallerim, hayatın hayalleri / Dreams of me or life

Tabi ki hayal kuralım, kendimi hayallerimin olmadığı bir dünyada düşünemiyorum. Ancak, hayata da açık olalım derim. Belki hayallerimizden daha güzel şeyler getiriyordur bize ;)

Ne getiriyorsa onu hak ediyoruz merak etmeyin, o kadar değerliyiz bu cömert hayatta…

Hayal et ama koşma onun peşinden, hayatın sana onu getirmesine izin ver.

————————–

Dream! Of course. I cannot imagien myself without my dreams. However, let’s be open to life because maybe it brings us better than we think ;)

Believe it or not we deserve that what it brings, we are worth to live it in that generous life.

Dream but don’t get tired to catch it, let the life make it happen for you.

dreams

Tanrı’yı oynama / Don’t play the God!

Çok yoğun, kafamın ve duygularımın çok karışık ve de doğal olarak yorgun olduğum bir dönemde birisi bana “Tanrı’yı oynama” demişti., “Tanrı’yı oynama”

Hani bazen hiç beklemediğiniz bir anda bir DAANN! yaşarsınız ya. İşte o anlardan biri benim için. Tanrı olmadığım halde tanrı gibi olmaya çalışmam, herşeye yetişmek için kendimden uzaklaşmam, bedenim, zihnim ve ruhum hepsi aynı anda yorulmuşken hala kulak asmayışım. İnsanlık dışı tabiri tam olarak bunun için geçerli. Sen insansın yahu. İnsan olmanın acizliği, mükemmel olmayışı, daha doğrusu buna hakkı olması ne kadar güzel bir şey aslında. Ne yaparsan yap, içinden nasıl geliyorsa. Emin ol başkaları da sen bunu yaptığında daha huzurlu. Belki o işe yetişememen onun için de daha iyi.

Tanrı’yı dinle tabi ki bu arada. Nerde dersen aslında sende o da. Onu dinle. En güzel araç bedenini yaratmış, sen illa gözünle gör, elinle tut, kulağınla duy diye. Bedenin sana ne derse bil ki senin için o an en doğrusu, iyisi, faydalısı ne dersen de onu sana söylüyor. Lütfen, sadece bu sefer etrafını bırak ve kendine yaklaş. İzin ver seninle konuşmasına, izin ver seni özgür kılmasına.

Nasıl bir özgürlük tanrı olmamak!

———————————————

Once, when I was so overwhelmed, somebody told me that “Don’t play the God!”.  “Don’t play the God!”

You know sometimes, there are “WOUWW!” moments for you. It was one of those times for me. Although I was not the God (was J), trying to behave like him, trying to catch everything but myself, my body, my mind and my soul, all were lost and tired at the same time but I didn’t hear. This is definetely not humanity. You are a human being.  Weakness of a human being, imperfection, in fact having the right to be imperfect is the best. Do whatever you want, whatever comes. Be sure that people around you will be more peaceful when you are like your own self. Maybe it’s better that you cannot catch that this time.

By the way, listen the God. If you cannot be sure where he is, he is in/with you. Listen to him. He created your body as the best tool for you to hear him, see him, hold him. Whatever your body tells you is the best/most beneficial/most useful, you pick the word, for you. Pleasei just this time, leave what is around you and come closer to yourself. Let the God speak with you, let him to make you free!

Not being the God is freedom!