Yaz tatilimiz bol yogalı olsun / Summer yoga vacation (25-29 June)

yogii

Bu yaz da tatili hakettik. Peki yoga ve meditasyonla beraber kendimize daha çok zaman ayırabileceğimiz başka bir tatil olabilir mi?

Cevabını da düşünüp hemen sizin için bütün organizasyonu yaptım. Buyrun Datça Surya Yoga’da doğayla, meditasyon ve yogayla beraber bu tatilin keyfini çıkarın.

Etkinlik linki için buradan devam edebilirsiniz.

————————

We deserved a well-prepared summer vacation for this summer. Is there any better one that includes yoga and meditation times enabling us to have more qualitative time for ourselves?

I thought for you and organized whole vacation. Let’s meet at Datça Surya Yoga and have fun with yoga, meditation and nature at this summer vacation.

Please continue here for the event link on facebook.

samimiyete dair / sincerity

Senin için değil kendim için dans etmeyi tercih ediyorum. Sen de biliyorsun ki ikimiz de o dansı daha çok seviyoruz.

………………………………………………..

I like to dance for myself not for you and you know that both of us love this dance more.

Ver olanın zenginleştiriciliği / Enrichment of the existing one

Yeni bir felsefe veya inanç yaratmak değil niyetim. Var olanı o kadar seviyorum ve ona aidim ki bu bana yetiyor. O kadar cömert ki her nefesimde bana yeni bir nimet veriyor ve ben sadece orada onunla olmayı kabul ediyorum.

Yeni bir felsefe veya inanç yaratmak değil niyetim ama bunu anlatabilirim ve dinleyebilirim anlatanı, izleyebilirim yaşayanı ve daha çok keşfedebilirim. Her keşifte daha da zenginleşebilirim.

 

I don’t have any intention to create a new philosophy or any belief. O admire the existing one and it is more than enough to belong to it. It is so generous and bless my each and every breath. I just accept to be there with it in it.

I don’t have any intention to create a new philosophy or any belief. Even though, I can tell about it and listen about it, see around it and discover more about it. So, I can get enriched in every discovery.

 

sen iste herşey çok güzel oluurrr…cömertlik üzerine

Hayatta tıkandığınızı hissettiğiniz anda ondan cömert olmasını isteyin…

Son zamanlarda özellikle son bir haftadır sanki karnımda hatta tüm alt gövdemde kocaman bir taş var, bir mm çekemiyorum veya itemiyorum. Hani çizgi filmlerde olur ya, kedi televisyonu yutar ve aynen görürüz dışarıdan ayyynen öyle işte görüntü. Ne tesadüftür ki bedenimde bu tıkanıklık yaşanırken hayatımda da gitmeyen şeyler var, tıkanmış. Zihnim o kadar dolu ki binbir türlü düşünceyle meditasyonda bile bir düşünce yağmurunda ıslanıyorum. Bir panik hali ki bende pek sık yaşanmaz. Hiçbir çıkış yok sanki, nereye gideceğimi bilemiyorum ve hatta yolların hiçbirinde de gitmek istemiyorum. Bayağı yol ayrımında kalakaldım şaşkın şaşkın. Şekil aşağıda.

ms7Ha bir de dolunay geliyor, ah ömrümü yedin dolunay :)

Girizgahtan sonra gelişme evresinde ise işte hayat/evren/inanış/yoga ne diyorsak (e.hepsi) onun cömertliğini düşündüm hep. Bugüne kadar beni hiç yüzüstü bırakmadı çünkü. Aklıma ne geldiyse, benim için iyi de olsa kötü olsa (görünüşte) hep başıma getirdi sağolsun ;) Ben bunu evrenin cömertliği olarak yorumluyorum, sonsuz cömertliği. E hal böyle olunca insan heyecandan çıldırıyor tabi, vuhuuu daha ne güzel şeyler gelecek o başımızaaa… Bundandır ki yoga eğitmenliği yolumdaki ilk ve de çok değerli hocam bize yoganın temeli YAMA ve NİYAMAların hangisinin bize en çok dokunduğunu sorduğunda kararım çok parlak bir şekilde ortadaydı.  CÖMERTLİK.

Kabul etmenin mücize dediğimiz ve mucizeleri somutlaştırıp gözüme soktuğunu gördükten sonra (bknz baş ağırısını nasıl yendim :)) tabi ki başıma gelenleri kabul ediyorum. Biliyorum ki hayat benim için aslında hazır ve bereketiyle bekliyor benim ona gelmemi. Hergün o kocaman göbeğime ve uterusuma bana ne getirdiklerini ya da aslında neyi bırakmak istiyorlarsa onu kabul ettiğimi söylemeye başladım. Dedik ya ne tesadüfse! bedenim ve hayat/evren/inanış/yoga ne derseniz hepsi aynı şey için direniyor, akamıyor.

Zihnim delicesine doluyken bir karar vermenin bana bir faydası olmayacağını ve hatta karar bile veremediğimi daha önceki bölümlerde öğrenmiştim neyse ki ve bedenime odaklandım. Oradaki tıkanıklık geçince biliyorum ki zihnim de ona ayak uyduracak zaten ruhum ondan sonra dayanamayıp içindeki coşkuyla şenliğe katılacak. Üretilemeyen ne varsa bir anda çarklar dönmeye başlayacak, bırakılamayan ne varsa da hayatımdan çıkıp gidecek ve yenilere yer açılacak.

Nihayet dolunayın hemen bir sonraki günü öncelikle uterusla başladık çözülmeye. Artık evden çıkıp insanlarla görüşmeye başladım. Özel bir çaba göstermesem de hesi bir şekilde beni yoga yoluna itiyor, yollardan biri olan buradaki sorularıma (bilmeden) cevaplar veriyor. Öğrencilerim ben sormadan bana geliyor ve ders istiyor. Bir taraftan yıllardır içimde kalan bir hayalim daha da yüzeye çıkmaya başlıyor. Hiçbir hayalimi detaylı bilmeyen bir arkadaşım bana farketmeden öyle bir akıl veriyor ki (Deve-Aslan pratiği yaparken bana verdiği komutlarla bana olan bakış açısını anlıyorum ve ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gidiyor) benim kendime itiraf edemediğim şeyleri söyleyiveriyor, benim de pek içime siniyor. Deve-Aslan pratiği başka bir yazıya artık.

O da nesi karnımdaki taş da sanki bir anda erimeye başlıyor. Hayaller sıralanıyor, aşamalar kendiliğinden beliriyor ve aşılıyor.  Hani Harry Poter’ın okulunda merdivenler bir anda yer değiştirir ve yol kendiliğinden oluşur ya, aynen o manzara ve ses efektiyle :) Bu öyle bir yol ki senin bütün hayallerin gerçek olabilir diyor. Dönüş beklediğim e-postalar bir anda gelmeye başlıyor, birkaç adım daha ilerleniyor ve yürümeden hiç, yürüyen bir bandın üstünde hiç yorulmadan diğer aşamalara doğru ilerleniyor. Ben normal karnıma tekrar kavuşuyor, bu güzel havalarda kendimi sokaklara vurup, şehrin güzelliklerinin tadını çıkarıyorum. Sürekli koşmak, dans etmek istiyorum. Bu yazıyı da Satellite şarkısıyla yazıyorum, dinlerken hiç durası gelmiyor insanın, değil mi?

Velhasıl kelam, bırakmam gerekenleri bırakıp, gelenleri kabul ettiğim zaman aslında hayat bana zaten istediklerimi getiriyor. O öyle büyük, öyle cömert ki aklıma gelenden daha fazlasını yaşatıyor bana ve beni hep mücizeleriyle kendine hayran bırakmaya devam ediyor. Tüm bunları yaparken de bizden hiç bir beklentisi yok, öylece veriyor.

Son olarak da herkes için bu mucizelerin farkındalığıyle yaşamalarını istiyorum, bunun için dua ediyorum.

ms2

“Taş yeşermez, …

“Taş yeşermez, geçmiş olsa da nevbahar
Toprak ol da bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.”

Hz. Mevlana

Bu yazıda anlatmaya çalıştığım: Hakikaten paylaştıkça güzel çoğu şey

Hakikaten paylaştıkça güzel çoğu şey

Hani beden-ruh-zihin dengesinden bahsedip duruyoruz ya, biri hafif tırtladı mı diğerleri de noluyoruz yahu moduna giriyor, bir afallamalar falan; işte öyle  bir zamanı anlatıyor bu yazı. Biraz bu yaşam tarzı yazılarına benziyor sanırım ama bu beni güldürdü yazarken, öyle kalsın dedim :)

Bir zamanlar herşeyi zihninde çözmeye çalışan, sorulara boğulan, onların cevabını ararken daha da karışan birisi varmış. Bazen o kadar çok çalışıyormuş ki yüzündeki buruşukluktan anlaşılıyormuş bu halet-i ruhiye. Bu sıralar da kafasındaki soru nasıl insanlarla sohbet açmakmış, buymuş derdi. Dünya sosyali sen konuşacak konu bulama. Bazı meslekler vardır ki bu mesleği icra edenlerin meziyeti budur mesela (müşteriyle birebir kontak kuran meslekler; özellikle satış). Neyse ki şanslı, etrafında böyle kişi çok, sürekli gözlemliyor ama yok yani konular o akdar absürd geliyor ki bizimkinin bir türlü aklına yatmıyor.

Sonra hoop birşeyi değiştiriyor bakınız neler neler oluyor…

–          Bir gün kaldığı oteldeki çocuk elindeki torbayı taşımayı teklif edince, ay yok mok demeden e peki deyip torbayı ona veriyor. Sonra çocuk bu gelip geçerken halini hatırnı sorunca oturup onunla muhabbet etmeye başlıyor. Söyledikleriyse aslında bir süredir aklına işletmeyle ilgili sorular, öyle utanma sıkılma yok, soruyor. Bir de onun sorularına da olduğu gibi cevap veriyor. Çok keyifli ve belki sadece bu ikilinin yaşadığı zamanlar yaşanıyor.

–          Her gün gittiği sanat atölyesinin güvenliği sürekli ona selam verirken he mee demeden, gülümsüyor, ona halini hatrını soruyor hatta varsa o gün aklından geçen birşey pıt diye söylüyor. Ve şimdi bu güvenlik görevlisi onun için biletleri ayırıyor, daha kapıdan girdiğinde onu tanıyıp herkesten önce ona biletini uzatıyor.

–          Anadolu’un bir köyünde azmedip bulduğu testi atölyesine giderken aklından geçen; bir çay olsa da ikram etseler bu soğukta içsek ısınsak. Gittiklerinde de tam olarak bu oluyor. Testi ustası bu teklifi yaptığında içinden gelmeyen kibarlığı yapmak yerine içinden gelen niyeti söylüyor ve oturuyor. Aslında çok basit deyip daha önce hiç sormadığı soruları başlıyor sormaya. Bu iş nasıl işliyor, bu yörenin geçim kaynağı ne, arkadaki odalarda ne var derken zaten laf lafı açıyor, ohh akıllardaki diğer sorulara da cevaplar bulunuyor. Isınmış olmak da cabası.

–          Her gün gittiği müzeye o gün utanmadı önceki biletiyle girip giremeyeceğini sordu. Nolcaktı, o istesin adam olmaz derse olmazdı. Ama öyle olmadıııı, hem o gün biletini kullandı, hem de ertesi gün gittiğinde sevgili görevli tam da onu aklından geçirdiğini, acaba o görmeden mi geçtiğini düşündüğünü söyledi. Ne güzel, sevdiği yerlerde sevdiği insanlar da olmaya başlamıştı.

–          Kendini en rahat hissettiği hocalarından biri İsrail’deydi, onunla çalışsaydı da dünyanın öbür ucunda olsaydı. Derken sezon başladı, bir de baktı hocası dönmüş. Bu sefer içinde tutup derslere kendi heyecanıyla devam etmek yerine hocasına geldiği için ne akdar sevindiğini, bu sezon da burda olmasa artık onun yanına kendinin gideceğini heyecanlı heyecanlı söyledi, hissettiği gibi, öyle geldiği gibi. Oh nasıl da özgürlşemeye başlamıştı.

–          Yine bir diğer her dersinde çok çok şeyler öğrendiği başka bir hocasıyla ise hem hayata dair keşiflerini hem de ona olan hayranlığını açık açık paylaşmaya başladı. Aklında bu yolda çok soru vardı, yine aynı şekilde sordu, nolcaktı cevap gelmezse gelmesin, içinde kalmamış olacaktı zaten şimdi de cevapları arıyordu. Ama hikaye öyle olmadı, hocası tüm yoğunluğuna rağmen onun için zaman ayırıp ona ışık tutmaya devam etti.

–          Uzun süredir inanmadığı bazı fikirlerin yıkılıp yeniden çok çok keyifli bir hale geldiği deneyiminin ardından bunu kendinde saklayıp balon gibi şişmek yerine durdu aklına gelen tüm arkadaşlarını aradı. Önceden olsa aman kimsenin buna ayırcak vakti yoktur derdi, bu sefer demedi, aradı. Gelemeyenle telefonla konuştu, anlattı çünkü karşısındaki de aynı heyecanla onu dinliyordu aslında. Gelebilenle de oturdu anlattı, mutluluk gözyaşları ikisinin de gözlerinden aktı. Çünkü o da aynı heyecanı paylaşabiliyordu aslında. Ve şimdi her gün görüştüğü arkadaşları bu arkadaşları.

Velhasılı, aslında sen söylemedikçe karşındaki de bilmiyor. Sen söyleyince aslında o da bunu hissediyor ve sana katılıyor. Hani genelde şey denir, sinirlenince falan, içinde tutma söyle o üzülsün, ya da bu ara biz fazla kök çakra açınca diyoruz öfkemi tutamıyorum içimde. Aslında onun bir de bu tarafı var: Mutluysan, heyecanlıysan, seviyorsan ya da sadece aklına bir şey geldiyse de içinde tutma, söyle, o da yaşasın, o da sevsin çünkü onun da  ihtiyacı var, o da sevgiden besleniyor. Yani aklına ne geldiyse onunla başla konuşmaya çünkü içinden gelen, samimi olan o ve bunu herkes anlıyor.

Başa dönersek zihninin işin içinden çıkamadığı noktada ruhunu (hislerini) ve bedenini (gülümsemeni) sok devreye, bak nasıl da rahatladın, dengeni buldun ;)

Önce kendimi özgür bıraksam

Bazen diyorlar ya aşık olunca ya da sevince diyelim serbest bırak. E olacaksa olur falan. Şimdi aynı sözgü gördüm bir yerde ve içimden şu geçiyor. Birini ya da bir şeyi sevince aslında önce kendimizi serbest bırakalım değil mi? Bırakalım da kalbimiz o sevgiyi hissetsin önce, yaşasın doyasıya. Karşımdaki zaten kendi serbestliğinde. İstediğini yapsın. Benim sevgim yeterince güçlüyse zaten ben mutluyum, zaten samimiyim ve zaten özgürüm, özgürüz hepimiz de…

Sometimes, we heard that quote; if you love sb/sth, let him/her/it free. What will happen happens. I just saw that again and this time realized something from loved. If we love sb/sth, first, we should let us free, right? Let our hearts to feel that love, live it heyday. Who is loved is free anyhow and can do whatever he/she/it wants. If my love is really strong I am happy already, I am sincere and I am free, we both are free…