Bu perşembe dans izlesek ;)

Vallahi bu ara sezon açıldı, bn de yetişemez oldum :)Ancak, sevdiğim mekanları ve dansçıları paylaşmadan edemeyeceğim.

İlk İzlenimler / First Impressions

“Bu çalışma yaratıcı gücünü koreografın İstanbul’da yaşamasının ilk izlenimlerinden alıyor. Koreograf duyumsal zenginlikten, eski ve yeni binaların mimarisinden, banliyölerden, çağdaş sanat ve moda manzaralarından ve Taksim’deki kentsel nezihleştirmeden etkileniyor. Çok samimi bir çalışma sayesinde performans sanatçıları ikiye bölünmüşlüğü, belirsizliği, duyarlılığı ve yalnızlığı sunuyor.”

Sanatçılar / Artists

Koreografçı / Choreographer: Natalie Heller

Performans sanatçıları / Performers: Lerna Babikyan, Su Güneş Mıhladız, Esra Yurttut,

Kostüm tasarımcısı / Costume designer: Yasemin Özeri

Fotografçı / Photography: Ersin Erçin

Detaylı bilgi ve bilet için buradan devam edelim.

Orda görüşürüz ;)

 

 

Advertisements

Önce kendimi özgür bıraksam

Bazen diyorlar ya aşık olunca ya da sevince diyelim serbest bırak. E olacaksa olur falan. Şimdi aynı sözgü gördüm bir yerde ve içimden şu geçiyor. Birini ya da bir şeyi sevince aslında önce kendimizi serbest bırakalım değil mi? Bırakalım da kalbimiz o sevgiyi hissetsin önce, yaşasın doyasıya. Karşımdaki zaten kendi serbestliğinde. İstediğini yapsın. Benim sevgim yeterince güçlüyse zaten ben mutluyum, zaten samimiyim ve zaten özgürüm, özgürüz hepimiz de…

Sometimes, we heard that quote; if you love sb/sth, let him/her/it free. What will happen happens. I just saw that again and this time realized something from loved. If we love sb/sth, first, we should let us free, right? Let our hearts to feel that love, live it heyday. Who is loved is free anyhow and can do whatever he/she/it wants. If my love is really strong I am happy already, I am sincere and I am free, we both are free…

 

Kısır döngüde, şaşkınlıkla, hala aynı yerde olmak

waoowww bazen sadece waooww… Bazı şeyler var ki diyorsun “bir daha aynı şeyi yapmayacağım”, “artık bu konuda daha “olgun” davranabiliyorum” ya da “aynı sonucu tekrar yaşayamam”. Ve bir de bakıyorsun ki hayat sana onu aynen hiçbir şeyi değiştirmeden getiriyor, koyuyor önüne. Belki sadece içindeki kişiler farklı, yerler farklı ama hooppp bir de bakıyorsun ki sen aynı olgu içinde hala aynı sensin. ta-tan-tan-ta-tan!!!

Hey gidi hey o zaman di miii, ne laflar, ne büyük büyük baş edebilmeler, meğer hepsi halının altına süpürmekmiş. Görmezden gelince sanki o olayı yaşamamışsın gibiymiş ama sadece reddetmişsin aslında. Başına gelmiş, yaşanmış ama sen olmamış gibi davranarak kendini korumaya çalışmışsın. Bu güdü gayet normal ve ok tabi ki. Belli bir şey var canını sıkan ve kendini koruman gerekiyor. O gün bu şekilde baş edebilmişsin. Peki ya bugün, peki ya şimdi yine aynı şekilde mi baş edeceksin? Hele ki şimdi biliyorsun bu baş etmek değil aslında! O zaman bu döngü sonsuza kadar sürecek ve çözümsüz bir kıvranmada hep başa mı döneceksin?

Bilmiyorum…

“As a person contemplates the objects of the senses, there arises in him attachment to them; from attachment arises desire; from desire anger is produced.
From anger comes delusion; from delusion, the confusion of memory and loss of mindfulness; from the disappearance of memory and mindfulness, the loss of the faculty of discrimination; by loss of the faculty of discrimination, one perishes.”

Bhagavad Gita 2:62–63

Dönüşüm

Evet, evet, evet hep farkındaydık, hissediyorduk, hayatta hep bir şeyler değişiyordu ama o sırada aslında öyle koşuyorduk ki hızla öylesine geçiyordu zaman hedeflere yetişmekle, biri başlayınca diğerini aramakla.

Şimdi de belki hala onu arıyorum bilmiyorum, çok da umrumda değil. Sadece daha çok gördüğüm; kafamı çevirdim, baktığım yer bedenimi de çevirdi. Etrafımda yepyeni bir dünya varolmaya başladı. Hala oluşum sürecinde, devam ediyor. Ben dönüşüyorum, etrafımdakiler dönüşüyor. Bu dönemde hayatıma giren ve çıkan insanlara şükrediyorum çünkü bu dönemde de onlarla dönüşüyorum.

Evet bu süreçte canım çok acıyor, bazen öyle tükeniyorum ki daha fazlası için adım atamıyorum, daha önce kalktığımı sandığım yerlerde tekrar düşüyorum, çok şaşırıyorum, biraz ağlıyorum, çok çok korkuyorum. Sonra duruyorum, nefes alıyorum. Hala nefes alabiliyorsam hala yaşayacaklarım var diyorum. Daha da heyecanlanıyorum. Devam ediyorum.

Kasım’da Motto Dans Kolektif’le

Dansın en güzel şekliyle beni tanıştıran Motto Dans Kolektif, seviyorum siziiii…

O zaman izleyelim hadi ilham alalım.

“Swift Move- Sharing with Ivgi&Greben”

13-14 Kasım’da Akbank Sanat’ta.

Gül Batırbaygil's photo.

Kendilerini takip etmek için Facebook sayfasına gidebiliriz.

Tüm etkinlikler için ise Akbank Sanat her zaman ikinci evimiz.